Araç kiralama sektörü, artan maliyetler ve finansman zorlukları nedeniyle son dönemde önemli bir dönüşüm sürecine girdi. Sektör verilerine göre araç kiralama şirketleri 2025 yılında yüz milyarlarca liralık araç yatırımı gerçekleştirse de, artan maliyetler nedeniyle toplam filo büyüklüğünde gerileme yaşandı. Özellikle dövize bağlı araç fiyatlarındaki yükseliş, şirketlerin yeni araç alımını sınırlandırırken mevcut filoların daha uzun süre kullanımda tutulmasına yol açtı.
Hacim arttı ancak sayı düştü
Tüm Oto Kiralama ve Mobilite Kuruluşları Derneği’nin (TOKKDER) 2025 yıl sonu verilerine göre ise 2025 yılı sonunda Türkiye’de araç kiralama sektörünün toplam filo büyüklüğü 372 bin 335 adede gerilerken, bir önceki yıl bu sayı 402 bin 800 seviyesindeydi. Bu da filoda yaklaşık yüzde 7,6’lık daralma yaşandığını gösteriyor. Aynı dönemde sektörün 278,1 milyar TL’lik araç yatırımı yaptığı ve 109 milyar TL vergi katkısı sağladığı belirtiliyor. Ayrıca 2025’in ilk üç çeyreğinde sektörün aktif büyüklüğü 314,7 milyar TL’ye ulaşarak finansal hacmin arttığını ancak araç sayısının azaldığını gösteriyor.
Yerli kullanıcılar için daha pahalı hale geldi
Türkiye’de satılan araçların önemli bir kısmının ithal olması nedeniyle döviz kurlarındaki artış, sektörün maliyet yapısını doğrudan etkiliyor. Artan maliyetler yalnızca araç alımıyla sınırlı kalmıyor, bakım, yedek parça ve sigorta giderleri de dolaylı olarak dövizden etkileniyor. Uzmanlar, bu gerilemenin arkasında hem döviz kuru hem de yüksek faiz ortamının bulunduğunu belirtiyor. Maliyetlerdeki artış, doğrudan tüketiciye yansıyor. Araç kiralama fiyatları genellikle kısa dönem kiralamalarda belirgin şekilde yükselirken, özellikle yerli kullanıcılar açısından daha pahalı hale geliyor.
Sektörün büyümesi için istikrarın sağlanması şart
Araç kiralama sektörü bir yandan turizm gelirleri ve döviz girdisiyle desteklenirken, diğer yandan artan maliyetler ve finansman baskısıyla hizmet vermeye devam ediyor. Sektör temsilcileri, döviz kurlarındaki istikrarın sağlanması ve finansman koşullarının iyileştirilmesinin, sürdürülebilir büyüme açısından kritik olduğunu vurguluyor.